Sayfalar

Son Sözümüz FENER

24 Eylül 2011 Cumartesi

Şike soruşturmasına siyasetin etkisi kesin...


Şike soruşturmasına siyasetin etkisi kesin...

Cengiz Çandar, Fenerbahçe’nin maçı var diye, davet edilmesine karşın Başbakan’ın Tahran gezisine gitmeyecek kadar sıkı bir taraftar. Kendisini, bir 68’li olarak, Ortadoğu uzmanı olarak, köşe yazarı, gazeteci olarak vs. tanıyoruz. Fakat Cengiz Çandar ile bu sefer, Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadyumu’nda, kendisinin“üst kimliğimiz” dediği Fenerbahçe’yi ve Fenerbahçe odaklı şike soruşturmasını konuştuk.

Futbolla yakından ilgilenmeyenlerin dikkatini ne kadar çekecektir bilemiyorum, ama soruşturmanın seyrine, futbola, hukuka ve iktidara dair çok keyifli bir röportaj yaptığımızı düşünüyorum. Tabii karar sizlerin.



Röportaj: Bercan Aktaş - Turnusol
"BEN ONLARA ÇAKMA FENERBAHÇELİ DİYORUM"
- Bercan Aktaş:  Futbolda şike soruşturması üzerine yazılarınızdan birinde bahsettiğiniz Makyavelizm, bugün nasıl işledi?

- Cengiz Çandar: 
Kastettiğim şuydu: Makyavelizmin en kestirme tarifi, amacın araçları meşru kılmasıdır. Bu da genellikle etik dışı davranışlar için kullanılan bir terimdir. Yani, öyle bir amaç tespit edersiniz ki; o amaç kâğıt üstünde ifade edilince çok yüce gibi gözükür. Ondan sonra, etik anlamda en uygunsuz yollara başvursanız bile ve bu size daha sonra gösterilse de “E, amaç bu! Oraya gitmek lazım… Ne yapalım? Bu iyi bir araç değil ama bu amaç nedeniyle bu aracı kabullenmeliyiz.” denilebilir. Burada da, 3 Temmuz’dan itibaren amaç diye “temiz toplum, temiz futbol” ilan edildi. İşte, “Türkiye’de eskiden dokunulamayan her şeye dokunuluyor. Asker, Ergenekon süreci, Balyoz filan… Toplumda da temiz olmayan her şeyi düzenlemek lazım; futbol kirli… Bu operasyon, kirli olan önemli bir kurumda, spor alanında… Futbol da onun en önemli bölümü ve kirli… Şikesiz, temiz futbol, toplumun ahlaki açısından da önemlidir. Dolayısıyla, Fenerbahçe’ye yapılmakta olan operasyon çok değerli bir amaçla yapılmaktadır.” gibi sunulunca, yargısız infaz, her türlü hukuk dışı, son derece iğrenç ve aşağılık bir medya manipülasyonuna sesinizi yükselttiğiniz anda “Sen temiz futbol istemiyor musun?” veya “Bu ne fanatizm! Fenerbahçeli olabilirsin ama, bu; ahlak ölçülerinin, temiz toplumun üzerinde midir yani? Gerçek bir Fenerbahçeliysen, senin futbolun temizlenmesini istemen lazım” gibi karşı propaganda kozları oluşturuldu. Makyavelizmden kastım bu…

Medya bunu bol miktarda yaptı. Ben her zaman, o dönemde de, bu tartışmalarda şunu söyledim: Bu argümanları getirenlere “Sen hangi takımı tutuyorsun?” sorusunu sormak lazım… Sorulduğu zaman, bunların pek azı Fenerbahçeli çıkıyor. Fenerbahçeli olanlara da “çakma Fenerbahçeli” diyorum. Öyle Fenerbahçeli falan olunmaz. Bu çok yüce amaçlara sahip olanlar, genellikle Galatasaraylı, Trabzonsporlu, birazı Beşiktaşlı filan… Kamuoyunu yönlendirenler, köşe yazarları bana söylüyorlar: “Bunu sen yapma! O zaman siyasi konumunu da sarsarsın. O zaman kimseyi inandıramazsın. Hâlbuki biz siyaseten senle aynı hatta duran insanlarız. İşte demokrasi isteyen, Türkiye’de özgürlüklerden yana olan…”. Bu sefer sen, bu tavrı alarak ona da sıkıntı getiriyorsun. E güzel, bu ahlaki tavrı alalım. Sen hangi takımı tutuyorsun onu söyle. Galatasaraylı… Galatasaray’dan konuşmaya başlayalım, madem temiz futbol! 8-0’lık Ankaragücü maçından başlayalım, Galatasaray’ın dört sene üst üste şampiyon olduğu dönemde Mehmet Ağar… Bunu söyleyince “işi saptırıyor” oluyoruz. Makyavelizmden kastım bunlar…

"İKİ CUMHURİYET BİR ARADA OLMAZ!"
- Bu soruşturmada ve verilen kararlarda sermaye ile siyasetin etkisi var mıdır?- Bence siyasetin etkisi kesin… Şimdi, bu bir polis operasyonu olarak başladı. Polis yürütmenin bir parçası… “Adli polis” diye bir şey yok Türkiye’de. Yargıya intikal etmiş bir soruşturma var. Yargı da polise “Git, delil topla” diyor. Polis de, sözde bağımsız yargının tamamıyla hukuk sınırları içindeki davranışlarının sonucu olarak delil topluyor. Bulduğu delilleri geçiyor, ondan sonra yargı süreci devam ediyor… Böyle bir durum yok Türkiye’de. Bu bir polis operasyonu olarak başladı. İş yargıya intikal etmeden önce, medya aracılığıyla, polisin medya manipülasyonu üzerine medya da buna gönüllü olarak katıldı. Medya üzerinden yargısız infaz, soruşturma yeni başladıktan 3-4 gün sonra yapıldı; bitti. Aziz Yıldırım, 3 Temmuz sabahı gözaltına alındığı andan itibaren, ilk yetmiş iki saati medya üzerinden kolektif olarak yürütülen bir yargısız infaza dönüştü. Daha Aziz Yıldırım ifade dahi vermemişti. Bırakın mahkemeye sevk edilmiş olmasını, polis ifadesi yokken çarmıha gerildi; çivilendi ve suçlu olarak ilan edildi. Polis dediğimiz, netice itibariyle, yürütmenin kontrolünde…

Aziz Yıldırım, herhangi birisi değil: Fenerbahçe Klübü’nün başkanı. Fenerbahçe çok büyük bir camia… Dolayısıyla, böyle bir operasyonunun, bütün suçlamalar altında yürütülen operasyonun, toplumun geniş katmanlarında yankı bulmaması düşünülemez.

İşin sermaye boyutu da elbette olabilir. Ben, ilk kırk sekiz saati bekledim. “İddiaları doğrulayacak bir şey varsa, o zaman yapacak bir şey yok” diye… Eğer değilse, bir şey çıkmazsa, o zaman bu bir güç mücadelesidir. Bu bir iktidar mücadelesidir. Şunu söyleyeceğim: 3 Temmuz sabahı saat on sularında tatildeydim ben. Deniz kenarında bilgisayarı açıp internette ne var ne yok diye bakarken, Aziz Yıldırım’ın gözaltına alındığını okudum. İlk çağrışımım, o an, “Anladım!” dedim kendi kendime. Bu ülkede iki cumhuriyete izin yok. Bunun anlamı budur. Fakat öyle iddialar geldi ki, fotoğraflar var, dinleme kayıtları var, şu var bu var… Yani, Türkçe’de bir laf var ya, “Kaçacak yerin yok!”… Bunlar da yayınlanacaktı medyada. Buna inanamadım. Neden inanamadım? Sadece Fenerbahçeli olduğum için gelen bir tepkisellikten değil. Fenerbahçe’nin şikeyle şampiyon olduğu ithamı üzerinden başlatılan bir operasyon bu… Yahu, ben bütün maçlarını seyrettim Fenerbahçe’nin. Eğer iddialar doğruysa, Fenerbahçe yönetimi, bizim gazabımızdan kurtulamaz. Çünkü aşağılanmış, alay edilmiş, aldatılmış hissederim kendimi. Hayatım kararmış; tansiyonum fırlamış; inmiş; dalgalanmışız; bir haftayı gerilimle geçirmişiz; bir maç doksan dakika ve ayılıp bayılmışsın; sonra inanılmaz coşkulara kapılmışsın... Meğer bunların hepsi yalanmış! Benim şahsiyetime, bundan ağır bir hakaret olamaz. Beni aldatan, benim klübümün yönetimiyse o zaman onun boğazına sarılırım ben. Ama bir yandan da, bütün maçları seyrettim. 1953 yılından beri de maç seyrediyorum.Aykut Kocaman’ın söylediği gibi, biraz futbolla haşır neşirsen, bağlanmış maçı hissedersin. Fenerbahçe’nin geçen sezonun ikinci yarısında kazandığı maçların hiç birisinde tek bir sekans buna uygun değil. Ama Trabzon? Bir sürü maçını sekseninci dakikadan sonra attığı gollerle ya maçı ya da beraberliği kurtardı.

Fenerbahçe-Gaziantep maçı’nda (tepeyi işaret ederek) son dakikada o gol geldiğinde, gücümüz olsa, kafamız şu direklere çarpacaktı. Yahu, Buca maçına bak. Dünyada bizim kazma Guiza’nın, oyuna girdikten hemen sonra top yere bile değmeden, o pozisyonda o golü atacağını nasıl ayarlayabilirsin? Mantık var, Guiza’nın evveliyatı var. Futbol denen olayın kendi kuralları var filan.

İşin başındaki tepkime dönersem; yani, bu ülkede iki cumhuriyetin olmayacağına, iktidar mücadelesidir bu. Türkiye’ye hükmeden güç, yüzde elli oyla da iktidarda, müdahil olamadığı büyük alanlardan bir tanesi ve en başındaki, Fenerbahçe… Orduyu olması gereken konuma ittiler. Buna bir itirazım yok. Yargıda operasyon gerekiyordu. Gerçi yeni HSYK’nın yapısı tartışılabilir ama eski yargının da elle tutulur bir yanı yoktu. Siyaseten, “vesayet rejimi”diyorduk. Vesayet rejiminin kalelerine girildi. Spor çok önemli bir alan, özellikle de futbol… Fenerbahçe de bu alanın kralı Türkiye’de… Bu kadar büyük bir iktidar gücünün de giremediği bir alan aynı zamanda. Ha, girmesi gerekiyor mu? Bu ayrı mesele…

FUTBOL VE SİYASET İLİŞKİSİ...- Futbolun siyasetle ilişkisini ben de biliyorum yıllardır bu işlerle uğraşan biri olarak. Ama çok fazla irtibatlarsanız, işin tadı kaçar, zapt edemezsiniz. Mesela şu konuşmayı yaptığımız yerde, sekiz senedir oturuyorum ben. Artık herkesle, iki-üç ay ayrı kaldığımızda sarılıp öpüşüyoruz; neredeyse akraba olduk. Bir maçta, biri maç başlamadan üç-dört dakika önce geldi ve dedi ki: Yahu, “Cengiz ağabey, şimdi bir arkadaşım geliyor. Ergenekon’dan tahliye oldu iki gün önce.”. Benim Ergenekon konusundaki tavrım belli. Ergenekon’dan iki gün önce tahliye olmuş adam, gelip önümüzde oturacak… Neyse, geldi. “Geçmiş olsun” filan dedim. Sonra “Yahu, hatırlamıyor musun? Yeni Demokrasi Hareketi’nde beraberdik. Samsun grubunda örgütlenme sorumlusuydum.” dedi. Hayal meyal hatırladım. Neyse… Birazdan bizim takım golü attı. O da tam önümde oturuyordu. İkimiz de havaya fırladık; sarıldık; öpüştük. E, şimdi orada Ergenekon’u, bilmem nesi var mı? Benim nazarımda Ergenekon bağlantısı neyse, onların gözünde de ben yüz seksen derece zıtım, hasım durumundayım. Ama futbol böyle bir şey… Çapraz kesen bir şey… Bunun içine ince siyaseti soktuğunuz zaman olmaz. Mesela, Bedri Baykam’la selamlaşmam bile. Ama eminim ki, her Fenerbahçe maçının sonunda ben ne hissediyorsam, o da onu hissediyor. “Vay, o Fenerli, ben değilim”… Mantığı yoktur bunun.

Siyasetle ilişkisi vardır futbolun. Kaç tane yabancı dilde kitap çıktı bu konuda. Özellikle eski Yugoslavya’da, İskoçya’da, Arjantin’de… Ama sen iktidarın siyaseten yaptıklarını desteklesen de, Fenerbahçe’ye haksızca, münasebetsizce ve kabaca saldırırsan, bu benim harem-i ismetime girmek demektir. Bir istisnası var: Fenerbahçe yönetimi iddialara dayanak teşkil edecek şeyler yaptıysa, diyecek söz yoktur; boğazına bizim yapışmamız lazımdır. Ama bu, “İki cumhuriyet bir arada olmaz” harekatıdır. Neymiş? Fenerbahçe, şampiyonluğu şikeyle kazanmış. Yok artık! Seyrettik bütün maçları. Neler yaşadığımızı biliyoruz. Onun için inanamadım. Fakat çok önemli iddiaların olduğu dendi. Bekledik kırk sekiz saat. Ortaya bir tiyatro çıktı! Emenike bavulla para alıyordu, Cüneyt Çakır çağırılmış Beşiktaş maçına… Yahu kardeşim, -varsayalım ki bunlar doğru- sizin zerre kadar futbolla ilintiniz varsa, Cüneyt Çakır’ın Türkiye’nin FIFA kokartlı ve en iyi hakemi olduğunu bilirsiniz. Eğer, Beşiktaş maçında Fenerbahçe’ye maç kazandıracak şekilde düdük çaldıysa, o zaman doğru. Almeida o golü atsa ne olacaktı? Ferrari’ye “Şike yaptı” dese anlarım. Bilerek Lugano’ya vurdu filan… E, yaptığı penaltıydı. Futbol kuralları dışında, hakemler de hata yapar da, hatasız bir maç yönetti. Hakemlerden çok dili yanmış Fenerbahçe Klübü’nün başkanının, Federasyon’a telefon edip, Türkiye’nin en iyi hakemini kendi maçına istemesinden doğal ne olabilir?

"ŞİKE DENEN ŞEY NEDİR?"
- Sonra ses kayıtları döküldü. Taraf gazetesi başta olmak üzere, çarşaf çarşaf yayınlandı bir kampanya halinde. Okuduk. “Hâlâ savunuyor musun?”. Kardeşim, okuduğum kayıtlarda şike yok. Şike denen şey nedir? Maç bağlamaktır. Gündeme getirilen o kayıtlarda, Fenerbahçe’nin maç bağladığına, rakibini elde ettiğine dair hiçbir şey yok. “E, duymuyor musun Aziz Yıldırım’ı?”. Duyuyorum! Orada, Fenerbahçe’ye verilen saha kapatma cezasının verilmemesi ya da verilmiş cezanın asgariye indirilmesi ve Fenerbahçe’nin rakibi olan takımın teşvikini engellemeye yönelik girişimler var. Görevini yapıyor. Zaten, onun için, bunları yapsın diye başkan getirdik. Fenerbahçe’nin maç bağladığına dair hiçbir şey yok. Bunlarda bir şey olmadığı gibi, isnad edilen suç, utanç verici: Çıkar amaçlı silahlı örgüt kurmak ve yönetmek... Bu örgüt kim ya?

Ben, gençliğimde gizli örgüt mensubu olmuş bir adamım. İyi-kötü bir fikrimiz var bu konuda. Biz de yargılandık Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi davasında… Bir örgütün yönetimi olur, üyeleri olur… Silahlı mücadeleden de yanaydık. Bu işleri bilmeyen birisi değiliz yani. Peki, nerede bu örgüt? Kim? Silahlı örgüt kurmak diyorlar, silahlar nerede? Altı tane silah teşhir ettiler televizyonda. Aziz Yıldırım’a ait değil… Yahu, bir de, şike yapmak için silahlı örgüt kurmaya gerek mi var Allah aşkına? Spor hukukuna girer diyorlar. Spor hukukuna giriyorsa, özel yetkili mahkemede niye yargılanıyor? Hukuk duygusu açısından, adalet duygusu açısından iler tutar yanı yok. Netice itibariyle, bu bir Fenerbahçe operasyonuna dönüşmüş durumda.Doğrudan hedef de Aziz Yıldırım’ın kendisi. Bu operasyonu meşrulaştırmak için, Beşiktaş’ın teknik direktörü, ikinci başkanı içeride. Onlar şu anlamda zavallılar: Hasan Ali Atasoy’un bir lafı var, “Onlar Fenerbahçe operasyonunun narkozu”. Bu operasyon, şike operasyonu filan değil. Bu operasyon, Fenerbahçe operasyonudur. İktidarın, tamamıyla bütün alanlara iktidarını yayma ihtiyacının ürettiği bir durumdur.

Sermaye tarafı da vardır. Fenerbahçe aynı zamanda para basan bir makine… Türkiye’de sermaye her zaman devletin dizinin üstünde büyüyerek, İstanbul’un en büyük holdingleri de devlete dayanarak var olmuşlardır. Bu Fenerbahçe, enteresan bir camia… Özerk bir mali güç bu… Kendi kendini üretip besleyebiliyor. Büyük bir para alanı ama devlete bağlı değil. Şu an oturduğumuz stadı da, devletten bir kuruş almadan Fenerbahçe Klübü kendisi yaptı. Galatasaray’ın stadının nasıl yapıldığını, Beşiktaş’ınkinin nasıl yapılacağını biliyoruz. Şimdi, Fenerbahçe, o kadar özerk bir alan ki; bu kadar özerklik iktidar açısından sıkıntılı bir şey. İktidarını yayamadığın büyük bir alan…
“CEMAAT İDDİASININ ÜZERİNDE DURULABİLİR..."

- Türkiye futbolunda cemaat hegemonyasına doğru bir geçiş var mı?
- Bu benim için sıkıntılı bir konu. Bu kendi kuşağım itibariyle söyleyeyim, zamanında Türkiye’de hangi taşı kaldırsam komünist çıkardı. O yüzden, bu cemaat lafı eski dönemin komünist lafını andırır bir hâl aldı. Bu ihtiyatla söylemem lazım: Belgeleyemediğin takdirde çok netleştirmediğin takdirde, cemaat demek haksızlık ve yanıltıcı olabilir. Fakat şu var: Türkiye’de özellikle emniyet istihbaratı içinde, yargıda, bu iddiaya haklılık kazandıracak epey unsur olduğunu biliyoruz. Bu çok da sır değil. Özellikle medyada, cemaatle ilişkilendirilen birtakım isimlerin, bu operasyonun başlangıcından bugüne kadar gösterdikleri ateşli heyecan dikkat çekici! O zaman bu cemaat kuşkusu besleniyor.

Biri var… Bütün Fenerbahçeliler gayet iyi biliyor. Yaz boyu, hangi televizyonu zaplasanız, hangi saatte zaplasanız, o orada! İnanılmaz derecede ateşli! Türkiye’de, Türkiye’nin temizlenmesini ondan fazla isteyen yok gibi… Bir dur, bir nefes al! Mehmet Baransu’dan bahsediyorum. Yayın yönetmeni Ahmet Altan da, arkadaşı olarak söyleyeyim, bir Galatasaraylı olarak bu süreçte Fenerbahçe nezdinde çok yaralayıcı performans gösterdi.

Mevcut siyasi iktidarın geniş yapısı içinde cemaat de var. Dolayısıyla bu operasyon, siyasi arkaplanı olan bir operasyon ise cemaatin, AKP iktidarıyla ittifak halinde devlet kurumları içinde bulunmasından kaynaklanarak, bu iddianın üzerinde durulmaya değer bir konu olduğunu söyleyebilirim.
“KOMPLOYLA AÇIKLAMAYI SEVMEM AMA...”
- UEFA-TFF görüşmesi oldu. Şampiyonlar Ligi’ne Trabzon gönderildi. Fenerbahçe küme düşürülmedi. Sadri Şener’in yasağı kaldırıldı…- TFF ile ilgili birkaç şey söylemek ihtiyacındayım. Kendi siyasi yazılarımda komplo teorilerini sevmeyen, hatta tepkisel ve alaycı davranan birisiyim ama maalesef Fenerbahçe’ye ilişkin olarak bu operasyonda çok kuvvetli bir komplo kokusu alıyorum. Komplo teorilerine karşıyım ama dünyada hiç komplo yoktur diye bir durum da yok. Komplolar var da, her şeyi komployla izah etmek doğru değil. Ama komploya çok sağlam kanıt teşkil edecek bir tarafı var bu işin.

Birkaç basit ölçüden hareket edelim. Türkiye’de 12 Haziran’da seçim oldu. Birdenbire, hiç hesapta yokken Federasyon’un genel kurulu söz konusu oldu. Mahmut Özgener indirildi. Birtakım adaylar çıktı. Göksel Gümüşdağ, Mehmet Atalay çıktı. Sonra hiç hesapta yokken,Mehmet Ali Aydınlar çıktı ve öyle bir çıktı ki, tek başına gelirse gelecek! Diğer adaylar sessizce çekiliverdiler. Mehmet Ali Aydınlar, koyduğu şarta uygun olarak tek başına 29 Haziran günü göreve geldi. Seçimlerden on yedi gün sonra... Dört gün sonra da bu operasyon başladı. Sonra operasyon başladığı zaman, basına yansıyan bilgilerden öğreniyoruz ki bilmem ta ne zamandır yapılan ortam dinlemeleri, delil toplamalar varmış. Yani, bu operasyon yapılacakmış. Arkasından Federasyon’un kendi performansı var ortada. Bir hafta sonra kalktılar, dediler ki: Geçen yılki lig tescil edilmiştir. Aynen devam edecektir, Fenerbahçe lig, Beşiktaş kupa şampiyonudur, Süper Kupa oynayacaklardır…

Kura çekimine 24 saatten az bir süre kala, Şampiyonlar Ligi’ne Fenerbahçe gönderilmekten men edildi. Gece yarısı olmadan, Trabzon’un gönderileceği söylendi. Üstelik Trabzon, ikinci konumundan Şampiyonlar Ligi ön elemesi oynamış ve elenmişti. UEFA tarihinde böyle bir kepazelik, komedi yok! Trabzon alındı. Trabzonspor Klübü’nün başkanı, kura çekimine gidemeyecek durumdaydı. 24 saat sonra da o ceza kaldırıldı! Bütün bu kronolojiyi bir araya getirdiğin zaman, Federasyon’un bu komplonun merkezinde olduğu sonucu çıkıyor. Dolayısıyla, bundan sonrası için de hiç kimse kefil olamaz.

Federasyon ligin ortasında, play-offlar sırasında ya da sonrasında Fenerbahçe’ye ne yapar? Her şeyi yapar. İşte, tam Aykut Kocaman’ın dediği gibi, boynumuzda iple maça çıkıyoruz. O yüzden, bu lig benim için bir tiyatrodur. Fenerbahçe, bu tiyatronun içinde direniş unsuru olarak bulunmaktadır. Fenerbahçe’nin maç sonuçlarının hiçbir önemi yok. Sadece dirensin! Sportif anlamda hiçbir önemi yok. Tabii ki, kazandığı zaman mutlu oluyoruz; onur duyuyoruz. Kaybederse de “Niye kaybettin? Öyle mi taktik verilirdi? Arkana adam kaçırdın! Beş metreden topu ıskaladın” hiç önemi yok.

Hele dün, yani bu konuşmayı yaptığımız güne göre dün, Kuddusi Müftüoğlu’nun Galatasaray’a verdiği penaltı, Samsunspor kalecesini kırmızı kartla oyun dışı bırakması… Allah göstermesin, şimdi değil; herhangi bir lig sezonunda Fenerbahçe’ye böyle bir karar, beş sene filan konuşulurdu.

Bu operasyon Aziz Yıldırım’ı nişan alarak yapılmış olduğu için, Fenerbahçe Yönetimi’ni yıkma operasyonuydu bu. Yıkarken de Fenerbahçe’yi aşağı atacaklardı. Başardılar da… Ama bir şeyi başaramadılar: Yönetimi yıkamadılar. Hiç beklenmedik bir şey oldu. Camiasıyla, olmadığı ölçüde, tahmin edilemeyeceği ölçüde, görülemiş bir ölçüde kenetlenme oldu. Aziz Yıldırım istifa etmedi. Eğer gözaltına alındıktan ya da tutuklandıktan sonra Aziz Yıldırım istifa etmiş olsaydı veya Fenerbahçe onu gözden çıkarsaydı, Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi’ne gitmişti.

Fenerbahçe, Aziz Yıldırım’ı feda etmedikçe, kenetlenmeye devam ettikçe, futbol takımı da sahada direnişini maçlara çıkarak ve mücadele ederek, başararak devam ettirdiği müddetçe, Fenerbahçe’ye her türlü kötülük yapılabilir. Karşıdaki büyük koalisyonun (buna UEFA da dahil), yenilgiye uğratılmasının tek imkanı da direnmeye devam etmek.
“MEDYA FENERBAHÇE'Yİ KOLLASAYDI, İKTİDARLA ÇATIŞIRDI"
- Medyanın Fenerbahçe taraftarının eylemlerine, sözgelimi yüz binlerce kişiyle Boğaziçi Köprüsü’ne yürümesine ve baskı aygıtının sert müdahalesine tepkisiz kalması bize neyi gösteriyor?- Fenerbahçe’ye bu operasyonu yapanların ellerinde çok önemli bir koz var. Futbol, taraftarlık demektir. Bu öyle bir şey ki, milliyet duygusunun hatta din bağının bile ötesine çıkıyor. İnsanlar din değiştirebiliyor. Vatandaşlık da değiştirebiliyor. Ama taraftarlık değişmiyor! Çok kalıcı, çok güçlü bir kimlik bu… Siz Fenerbahçe’ye karşı bir operasyon yapıyorsanız, -bunu haksız bile bulsalar- Galatasaraylısı, Beşiktaşlısı, Trabzonsporlusu büyük bir heyecan duymaz. “Böyle bir rezalet olur mu?” diye… Mevcut iktidar, medyaya çok hakim bir iktidar. Fenerbahçe’yi kollayan bir medya politikası, iktidarla çatışma, iktidara başkaldırma anlamına gelecekti. Ondan da kaçındılar. Bu operasyon kararı alındığı zaman, muhtemelen medyanın kolay manipüle edileceği ve fazla direnç gösteremeyeceği hesabı, doğru olarak yapılmıştır. Fenerbahçe’nin ortaya koyduğu tepki medyada hak ettiği yeri bulmadı. Zaten bu operasyon medya sayesinde yapıldı. Yargısız infaz medya üzerinden yapıldı.
“BEN AZİZ YILDIRIM'I FENERBAHÇE İÇİN İSTİYORUM"
- Yıllardır siyasal ve toplumsal iktidara karşı düşünceleriyle azınlıkta kalanların, söz konusu Fenerbahçe olunca, bahsettiğiniz bu manipülasyona katılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?Böylelerine ben de rastladım. Bir kere, Türkiye’de senin az önce tanımladığın türden insanların kafası bir kavramla çok güzel yıkanmıştır. Bu da “Futbol kitlelerin afyonudur” lafıdır. Çok fazla siyaset sevenlerin, ideolojik pozisyonları olanların, büyükçe bir bölümü için (tamamı değil çünkü kendim de o camiadayım) geçerli. “Yahu, ne var yani bunda? Bir topun peşinden yirmi iki kişi koşuyor” gibi bir tepeden bakış vardı. Bir de bunu ideolojik bir çerçeveye sokmak isteyince, “İşte kitleleri böyle uyutuyorlar. Salazar ne demiş Portekiz’de?” diye… Hâlbuki tam öyle dememiş. “3F ile (Fiesta-Fado-Futbol) idare ettim” diyor. Bu çok saçma bir tezdir.

Dünyanın ileri demokrasilerinin olduğu ülkelerde de çok önemlidir futbol. İşte İngiltere, Almanya, Fransa… Dünyanın çok ünlü siyaset adamları, futbol tutkunudur. Henry Kissingermesela. Dolayısıyla, bu zokayı yemiş çok insan vardır. Bu konuda duyarsızlık hali var ve bu yeme de kolay geldiler. “Temiz toplu, temiz futbol”, “Fenerbahçe şike yaparak şampiyon olmuş”. Allah Allah! Futbolla alakan yoksa, küçümseyerek bakagelmişsen, bu senin bilmediğin bir alana ilişkin bir şey.

Genel fotoğrafa baktığımızda da, Fenerbahçe başkanı ve yönetimi, farklı ilişkiler içinde. Çoğu da müteahhit bunların. Aziz Yıldırım, NATO müteahhidi bir ailenin ferdi. Aziz Yıldırım’ı yakından tanımazsanız, NATO’yla ve Genelkurmay’la sürekli iş tutan birisi… Aile öyle, doğru! Esas da dayısıdır. Aziz Yıldırım’ı ben biliyorum. Yirmi dört saatin, yirmi altısı Fenerbahçe’yle yatıp kalkan bir adam…

Aziz Yıldırım, Fenerbahçe Klübü başkanı. Ben de Fenerbahçeliyim. “Aziz Yıldırım’la aynı siyasi idealleri paylaşıyor musun ya da birlikte tatil yapar mısın?” diye sorulsa, muhtemelen “Hayır” derim. Bana ne! Ben Aziz Yıldırım’ı iyi bir başkan olarak görüyorum. Fenerbahçe’yi tesislerle zenginleştirdi; klübü büyüttü; camiayı birleştirdi. Kökten bir dinci gibi, kökten bir Fenerbahçeli olarak, bir Fenerbahçe başkanından ne isteyebileceksem hepsini yaptı. Ondan sonra, kimle ilişkisi neymiş; kimle yemeğe gidiyormuş; kimle tatile çıkıyormuş beni ilgilendirmiyor. Ben onu Fenerbahçe için istiyorum. Benim damak tadıma çok uygun, ideolojik pozisyonlarımla da örtüşen birisi aynı işleri yapıyorsa, tamam! Ama, yapmıyorsa ve Aziz Yıldırım bu işleri yapıyorsa; Yıldırım’ı tercih ederim. Fenerbahçe için. Çünkü konu Fenerbahçe… Futbolla hiç ilgili olmayanlar, Aziz Yıldırım’ın kartvizitini görünce, NATO müteahhitliği, askeri otoritenin içinde tanıdıkları olması nedeniyle bir anda “Yahu, baksana bu adamın kimlerle ilişkisi var! Bu adamı mı savunuyorsun?” diyebiliyor. Operasyonu planlayanların, bütün bu unsurları isabetle düşünmüş olabilecekleri kanısındayım.

“ORTADA YARGISIZ İNFAZ VAR"
- Hukuki süreci nasıl gözlemliyorsunuz? 28 Şubat örneği vermiştiniz bir değerlendirmenizde...- Çok uyuşan yanı var. Ben 28 Şubat’zedeyim. Andıç yemiş adamım. Bana ve Mehmet Ali Birand’a yönelik iftirayla oluştu. Andıç neydi esas olarak? Bir tür yargısız infazdı ve medya aracılığıyla yapıldı. Burada da Aziz Yıldırım’a yapılan, bize andıçta uygulananın bir benzeriydi. Kendi başıma gelenden bildiğim için, anladım ve bunun medya üzerinden bir yargısız infaz olduğunu söyledim.

Yargısız infaz var. Bunun kanıtları da ortaya çıktı. Aziz Yıldırım, sağlık nedenleriyle daha polis ifadesi alınmadığında hastaneye götürüldüğü zaman, ikamet yeri olarak Metris Cezaevigösterildi polisten gelen dosyada! Yahu, daha polis ifadesi bile alınmamış. Daha kırk sekiz saat dolmamış. Orada da medya gazı veriyor! “Emenike bavulla alıyor, görüntü var” bilmem ne…

Ondan sonraki süreç de adaletin yüz karasıdır. Adam tutuklandı. Tutuklanmasına mesnet sorulara bakıyorsunuz, ipe sapa gelmez sorular. Bir de verilen cevaplarla yan yana getirdiğin zaman, nasıl tutukluyorsun adamı? Ne hakla? Haydi, tutuklandı… Demokrat Yargı Derneği başkanı, yargıç Orhan Gazi Ertekin’in Express’e konuştu. Kabaca: “Filanca maçın sonucu önceden biliniyordu. Ortam dinlemesine takıldı. Savcılar maçların sonucunu bilerek seyrediyormuş. Suçtur.” diyor. İsnad edilen suç değil, bunun kendisi suç! Madem delil var elinde, ele geçirmişsin, suçüstü yap. Müteselsil bir suç var orada.

Şuna benziyor: Birinin adam öldüreceğini öğreniyorsun. Öldürüyor. “Hah, biz biliyorduk zaten.”. Sonra birisini daha öldürüyorlar. Örgüt ya bunlar! Aylar sonra sen diyorsun ki, “Bu, seri katildir. Ben bunu biliyordum. İşte kanıtları.” O kadar adam öldü? Senin görevin, güvenlik ve hukuk gücü olarak cinayeti engellemek değil mi… Burada da aynısı… Şikeyi tespit ettin madem, suçüstü yap ve bitir işi. Hukuken söylenen şeyin manası yok. Böyle bir adalet mekanizması var Türkiye’de. Sonra da mecburen, önüne gelen “Türk adaletine güvenimiz sonsuz” diyor. Benim hiçbir güvenim yok. Sebebi de bunlara değil çok basit bir ölçüye dayanıyor: AİHM, iç hukukta da üstün… Nasıl gidiyorsun AİHM’e? Türkiye’de bütün adalet yolları tıkandığı zaman. AİHM’de Türkiye başvuru ve bozulan kararları olarak rekor sahibi! Hangi kararı bozuyor? Türk yargısının… Ölçüyü oradan tutturacağız. Bu yargıya güvenmiyorum. Çarem yok..

Aziz Yıldırım’a ve Fenerbahçe’ye uygulanan süreç, adalet bakımından yüz karasıdır. Yahu, yatacak yeri yok bu adaletin!
“HANEFİ AVCI NE KADAR DEVRİMCİ KARARGAH ÜYESİYSE, AZİZ YILDIRIM DA O KADAR SİLAHLI ÖRGÜT KURUCUSU..."
- Ergenekon, Balyoz, Devrimci Karargâh gibi davalarla benzerlikleri oldu mu bu soruşturmanın?- Şimdi, Ergenekon’da, Balyoz’da aldığım pozisyonlar nedeniyle bazıları diyor ki, “Sen onları savunmuştun, Fenerbahçe olunca yana değilsin… Aynı polis teşkilatı, aynı adliye…”.
Ergenekon da Balyoz da TSK’yı, darbe girişimciliğini ifade ediyor. Bu soruşturmalar, Neptün’de, Uranüs’te, Satürn’de yapılmıyor. Türkiye’de yapılıyor. Türkiye, modern, post-modern, açık, gizli bir sürü askeri darbe gördü. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat, 27 Nisan e-muhtırası… Ondan sonra, çarşaf çarşaf ortaya çıkmış olan Sarıkız, Ayışığı bilmem ne darbe hazırlıkları… Kanıtları var. Ümraniye, Eskişehir, Poyrazköy… İstiklal Marşı’ndaki, “Toprağı sıksan şüheda” sözü var ya, silah fışkırıyor içinden! Sahipleri belli, ilişkileri ortaya çıkmış. Orada kanıtlar var. E, Işık Koşaner’in ses kaydında açığa çıktı zaten. “Yahu, imha etmiştik bunları. Nerden çıktı?” falan filan… Kanıtları ortada olan şeyler. Ha, kurunun yanında yaşlar var mı? Var! Ama bu, soruşturmaların dayanaksız olduğu anlamına gelmiyor. Mesela Ahmet Şık ve Nedim Şener bence Ergenekon örgütünün üyeleri değiller. Varsayalım ki, olsalar bile, eldeki belgeler, bunu kanıtlamaya asla yeterli değil.

Fenerbahçe davasında, Ergenekon’da olmayan bir şey var. Ergenekon’a bakarsak… Türkiye daha önce askeri darbeler yaşamış. Kanıtları var –ki bizzat failleri ortaya koymuş-. İşte, Genelkurmay’dan Işık Koşaner’in kaydı… Fenerbahçe’de böyle bir durum yok. Gösterilen kayıtlar neler? Mahmut Özgener’le konuşmuş. Ortaya dökülen kanıtlarda, şike iddiasını doğrulayacak bir şekilde, Fenerbahçe’nin kendi maçını bağladığına dair bir tane belge var mı? Fenerbahçe’nin rakiplerinin teşviklerini engelleme çabası var; seyircisiz oynama cezasını asgariye indirme talebi var; Türkiye’nin en iyi hakemini isteme talebi var. İyi de, bunlar şike değil! Hanefi Avcı’yı da Devrimci Karargâh’tan tutuklamak, Aziz Yıldırım’ı silahlı örgüt kurup yönetmek suçlaması gibi…

Bir de “vicdan” kavramı çok çok önemli bir şeydir. Çünkü, adalet dediğiniz, sadece kanun maddeleriyle ifade edilmez. Adalet duygusu vicdanlarda yer bulmadıysa, o zaman o zaman bir yanlışlık var demektir. Kanunun hangi maddesinde yazarsa yazsın; o, vicdanlarda karşılık bulmadıysa bir yanlışlık var demektir. Fenerbahçe’ye yapılanlar, milyonlarca Fenerbahçelinin vicdanını incitti. O zaman adaletsizlik var; bu kadar basit.
“BU DİRENİŞLİ GEÇİŞ DÖNEMİDİR"
- Biraz daha Fenerbahçe özeline indirirsek… Nihat Özdemir’in, Fenerbahçe’nin en yetkin isimlerinden birisi olmayı bırakıp, Digitürk’ün pazarlamacılığına soyunmasına ne diyorsunuz?- Şimdi taraftarın hissiyatına uymayan bir şey bu… Nihat Bey, kendi mantığınca havuzdan para kazanmak için söylüyor fakat Fenerbahçe camiasının şu andaki halet-i ruhiyesi burada değil. Dolayısıyla, Nihat Özdemir’in bu konunun daha fazla idrakında olması icap ederdi. Talihsiz bir açıklamaydı. “Fenerbahçe de para kazanacak” mantığından, iyi niyetle yaptığına şüphe yok. Fakat, Fenerbahçe’nin üst yönetiminin, özellikle şu sıralarda, camianın iç dünyası ve duygu yapısına çok duyarlı olması gerekiyor. Bu klübü, Aykut Kocaman ve futbolcuların dayanışması ile camia taşıyor şu anda.  Hani böyle durumlarda Aziz Yıldırım’ı da arıyor insan. O konuşmayı Aziz Yıldırım yapmaz.

- Fenerbahçe kongresinde gündem ne olmalı?- Fenerbahçe camiasıyla, kongre üyeleri aynı şey değil maalesef. Fenerbahçe camiasının, kongre salonuna iyi yansımasını istiyorum. Bu kongre Fenerbahçe direnişinin A, B, C planlarıyla sistematize edilmesinin, “direniş yönetimin”, seyircisiz maçta dışarıdan doksan dakika takımını destekleyen taraftarın, daha ikinci hafta Antep’ten gelen takımı şampiyon gibi karşılayan camianın idrakında olmalı… “Yönetim olarak bu ruhu nasıl ayakta tutarız ve bu ruha nasıl layık oluruz” yönetimini oluşturmak ve planlamak… Çünkü bu, direnişli geçiş dönemidir. “Lig denen tiyatroyu nasıl götüreceğiz?” hadisesidir.
“ÖCALAN 'ŞAMPİYON GALATASARAY' DEDİ  VE...”
- Geçenlerde spor gazetecisi Ömer Çavuşoğlu twitter’dan size bir göndermede bulundu. “PKK dedin mi akla GS gelir” yazdıktan sonra, “Kimin PKK olduğunu yıllar önce Cengiz Çandar yazmıştı Öcalan’la röportajdan sonra” dedi. Bir yanıtınız var mı?- Ben Öcalan’la röportaj yapmadım. Bekaa’da, ilk ateşkesi açıkladığı toplantıda, vardım. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın danışmanıydım o sırada. Biraz daha yakından tanıyıp izlenim aktarmak için, kendisiyle kırk-kırk beş dakika konuştuk. Tam ayrılırken, ben odadan çıkarken içeri korumaları girmişti, muhafızları… Dedim ki, “Dünya tarihinde halledilemeyen sorun yoktur. Kürt sorunu da bir gün, şu ya da bu şekilde halledilecektir. Ama ikimizin arasında uzlaşmaz bir çelişki var.” dedim. “Nedir o?” dedi o da. “Fenerbahçe - Galatasaray” dedim. O da, “Galatasaray şampiyon olacak!” dedi. Ben de nerede olduğumu unutup boş bulundum; “Nah olacak!” dedim, el hareketiyle. Bunun üzerine, etrafımdakiler bir ona bakıyor, bir bana bakıyor “Ne yapmalıyım?” diye. Gülüşüldü filan, çıktık.

E şimdi, onun Galatasaraylılığı bilinen bir şey. Savaşın yoğun olduğu yıllarda, Diyarbakır’da, bir Galatasaray maçında kocaman bir pankart vardı. “Cim Bom seni seviyoruz, seni seveni de çok seviyoruz”. Bu gizli saklı bir şey değil. Pek çok sempatizanı da, o nedenle Galatasaraylı.

Ben de bir gün “Gerçek Fenerbahçeli Galatasaray - Monaco maçında Monaco’yu destekler” gibi bir yazı yazdım. O kadar milliyetçilik konusu olamaz ki bu, şu an Türk milliyetçiliği cereyanının en büyük hedefi ve düşmanı olarak sunulan Abdullah Öcalan, Galatasaraylı. Hadise bu yani…

“PKK, Galatasaraylıdır” gibi bir yanlışa düşmemek lazım. Kürt meselesiyle PKK iç içe geçtiği için, Fenerbahçeliler de anti-Kürt gibi bir sonucuna gider. Tam tersine, bu konuları futboldan ayırmalıyız.



Fotoğraf: Bercan Aktaş, Cengiz Çandar ile Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadyumu’nda, kendisinin “üst kimliğimiz” dediği Fenerbahçe’yi ve Fenerbahçe odaklı şike soruşturmasını konuştu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder